nazyilmaz

Naz Buse Yılmaz
Taşkışla Bostanı Topluluğu
Mimarlık Fakültesi / İç Mimarlık 2. Sınıf
yilmaznaz1@itu.edu.tr


Tohumlar Kampüse Düştü

Sizlere belki bir yerlerden duyduğunuz belki de kulağınıza hiç mi hiç çalınmamış güzeller güzeli bir hikâye anlatacağım. Güzelliği, katılan güzel insanlarla yeniden şekillenen bir hikâye hem de bu. Başından dâhil olma şansını yakaladığımdan anlatıcılığının şimdilik bana düştüğü, aslında ben, senden ziyade, biz olduğumuz, bizim olan bir hikâye, Taşkışla Bostanı.

Taşkışla Bostan Tabelası

Taşkışla Bostanı, geçen yılın nisanında Buğday Derneği’nin ve Adım Adım Koşucuları’nın desteğiyle hayat bulan ‘’Doğa Dostu Kent Bahçeleri - Tohumlar Kampüse’’ projesinin 2015 itibari ile kurulmuş dört bostanından biridir. (ODTÜ, Mersin Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, İTÜ Taşkışla Kampüsü)  Bu bostanda tamamen gönüllü öğrenci arkadaşlar, atalık tohumları kullanarak bitki yetiştiriyor, kompost yapıyor, tohumdan tohuma döngüye şahit oluyor, Taksim’in ortasında toprakla buluşuyor, tartışıp irdeliyor ve ortak üretimde bulunuyorlar.

Taşkışla Bostanı Kuruluyor

Bostanın yukarıdaki genel bilgisinden sonra, sizlere bostanda gönüllü biri olarak nasıl aşamalardan geçtiğimizi ve neyin peşinde olduğumuzu anlatmak istiyorum, en azından kendi adıma:

Taşkışla Bostanı kurulurken ilk aşama olarak, Buğday’a bu projede yer almak için başvuru yapıldı, başvuru kabul edildi, okuldan gerekli izinler de sağlandı ve sonra Buğday’dan gelen gönüllüler ve gönüllü öğrenciler ile Taşkışla’da, teorik ‘’Ekolojik Yaşam ve Permakültür’e Giriş‘’ eğitimi yapıldı.

Bu eğitimde, konvansiyonel tarımın, monokültürün ne olduğu konuşuldu, kentsel tarım yöntemleri, kompost yapımı, sürdürülebilirlik, atalık tohumlar, hibrit, GDO’lu tohumlar, günümüzde gıda üretimi ve gıda toplulukları, yeşil enerji, karbon ayak izi, yediklerimiz, evde kullandığımız şampuan, deterjan dahil, giydiklerimiz, yaşam tarzımız ekoloji çerçevesinde konuşuldu, tartışıldı. Etrafımızdaki nefes alan her şeye karşı bireysel sorumluluklarımız üzerinde duruldu, ‘’Ben tek başıma neyi değiştirebilirim ki?‘’ konusu ekosistem üzerinden irdelendi.

Pratikte de, masraf kalemleri Buğday Derneği ve Adım Adım oluşumu tarafından karşılanan, altı yükseltilmiş yatak uygulama alanı olarak, yine gönüllü öğrencilerce kuruldu, Buğday’dan alınan atalık tohumlar yükseltilmiş yataklara ekildi ve güzel bir süreç başlamış oldu.

Tohumlar ayrılıyor

Atalık tohum, GDO, Hibrit, Enerji, Sürdürülebilirlik… Bahsi geçen her kavram boyumuzu aşıyormuş gibi gözüküyordu. Ben diyordum mesela, tek başıma kurulu bir sistemi nasıl değiştirebilirim? Yaşadığımız her gün, insani krizlerle karşılaşıyoruz, böyle bir çağdayız, bunu inkâr edemeyiz. Bunların en kritiklerinden bir tanesi, gıda krizi. ‘’Gıda krizi’’ gerçekten de yeterince ürün alamadığımızda mı ortaya çıkardı? Hem de bu teknolojiye sahipken. Gıda krizi olarak adlandırılan durum, ürün kıtlığından kaynaklanmaz, temel besin maddelerine ulaşım ağının adaletsizliğinden, yanlış planlamalardan ve yanlış politikalardan kaynaklanır. Gıda krizi, küresel ısınmanın getirdiği kuraklık yanında, petrol fiyatlarından, besin maddesi ekilen tarım alanlarının başka amaçlar ve çoğunlukla kar için tahrip edilmesinden, ciddi maddi çıkarlardan, hatta kültürel yozlaşmalardan/yozlaştırılmalardan kaynaklanır. Bunun bir defa farkına vardığınızda, sofranızdaki ekmeğe bakışınız ister istemez değişecektir. Burada bahsedilen durumun, asla, teknolojiyle yapılan tarım kötüdür, GDO’lu ve hibrit tohumlar hepimizi mahveder, gibi anlaşılmasını istemem. Teknoloji ve buluşlar sizin de bildiğiniz gibi insan ürünüdür, nasıl ve kimin yararına kullanılacağı yine insanın inisiyatifindedir. Hepimiz, her gün bir şekilde karnımızı doyurmak zorundayız ama karnımızı neyle ve nasıl doyurduğumuz konusu tartışmaya değer, önemli bir konudur.

Bostan fideleri

Taşkışla Bostanı, işte bu tartışmaların önünü açtı benim için. Bu sisteme etkim ne olabilir? Koskoca şirketlerle, büyük topluluklarla bu konular üzerinden nasıl yapıcı bir tartışmaya girebilirim, yediğim şey hakkında nasıl bilgi sahibi olabilirim? Birey olarak etkilerim ve sorumluluklarım nelerdir? Tek başıma neyi değiştirebilirim? Bu soruların cevabını; bostanımızda, ufacık bir tohumu toprağa bırakıp filizlenmesine, büyümesine, çiçek açmasına, meyve vermesine ve sonunda tüm bilgisini aktarıp, kendini yeni bir tohumda yaşatmasına tanık olarak arıyoruz.

Bostana geçen yılın nisanında domates, börülce, kabak, biber, mısır, fesleğen, soğan, kavun, karpuz, on beş civarı gönüllü arkadaş ile ekildi. Gönüllü arkadaşlar sadece İTÜ’den de değildi, YTÜ’den Galatasaray Üniversitesi’nden hatta Dokuz Eylül Üniversitesi’nden arkadaşlar vardı. Ekimin heyecanıyla tohumlar fidelere dönüştü, fideler ürün verdi. Ürüne kadar olan süreçte, hiçbir canlının duyguları incitilmedi. (ilaç, yapay gübre, hibrit ve gdo’lu tohum kullanmadık)  Bu zorlu bir süreçti, ürüne kadar pek çok sorunla karşılaşıldı, bazıları çözüldü bazıları çözülmeyi bekliyor. Bu yıl sadece birkaç kabak ve domates alınabildi bostandan, sulama büyük bir problemdi örneğin, bahar dönemi bitip yaz başlayınca, çoğu gönüllü İstanbul dışına gitti. Bir bitkiyi ürün alacak düzeye getirecek bilgi de kalan birkaç arkadaşta mevcut değildi, tohumlarla beraber biz de öğreniyoruz, sonu yok öğrenmenin, düşe kalka da olsa bostan hala yerinde ve denemek için gereken enerji ve merak bizlerde mevcut. BOSTAN , ÜRETMEK İSTEYEN HERKESE AÇIK. Ne üreteceğiniz size kalmış. Bostanda başarısızlık ya da yanlışlık diye bir durum yok, öyle değerlendirilen her durumun öğrettiği yeni bir bilgi oluyor, bu ‘düşekalkalık’ halinde, markete gidip poşete doldurduğumuz domateslerin nasıl bir süreç sonucu bize ulaştığını görmek, ne yediğimiz üzerine, nereden geldiği ve nasıl üretildiği üzerine daha kapsamlı düşünmeye itti bizi. Ekim ayında da kışlık ekimimizi yaptık, Beyaz lahana, kırmızı lahana, kereviz, karnabahar, soğan, sarımsak, maydanoz, roka, havuç, ıspanak, tere, bakla ve turp ektik.

tohumlar canlanıyor

Tohum döngüsünü ne kadar çok insan bilip öğrenirse, gıda üzerine düşünmeler o kadar artacaktır. Temiz, adil ve ulaşılabilir gıda, modern hayatta karşılaştığımız çoğu problemin çözümüdür. Bizler ilgili konularda bir tartışma ve bilgi aktarım alanı yaratmak, paylaşmak ve üretmek istiyoruz. Taşkışla Bostan Topluluğu olarak, bu üretim ve denemeler sırasında, İTÜ Ayazağa Yerleşkesinde devam etmekte olan ‘’Yeşil Kampüs‘’ projesinde, karbon salınımının minimum düzeye indirilmesinin amaçlanması, yaya ve bisiklet öncelikli bir kampüs ortamı oluşturulması, kampüsteki türlerin zenginleştirilmesi ve korunması için yapılan değerli çalışmalardan motive oluyor, hocalarımızdan ilham alıyoruz ve daha iyisini yapabilmek için çabaladığımızda, yanımızda üniversitemizin olduğunu, olacağını biliyoruz. Bostanın kapısı yok, ilgili herkes gelip bir ucundan tutabilir, en başında bahsettiğim gibi, güzelliği, katılan güzel insanlarla yeniden şekillenen bir hikâye bu.

Mar 03, 2016